16 Şubat 2014 Pazar

Kreş seçmek zordu , Arda'nın alışması ise hayatımın en zor anları..

Arda 2 yaşına girdiğinde kreşe başlamasına karar verdik. Sebebi benim çalışmam değildi. Arda'nın diğer çocuklardan oldukça fazla ürkmesi, beni yan koltuğa bile geçirmemesi, babasıyla markete dahi gitmemesi... Örnekler oldukça uzun. Bana öyle bağımlı bir hale gelmişti ki, doktorumuz ve Ankara'da gittiğimiz çocuk gelişim uzmanı onu bir şekilde sosyalleştirmemiz gerektiğini söyledi. Ankara'da otururken kendinden 1 ay küçük olan canı kuzeni Batumuzla birlikte oldukça fazla vakit geçiriyordu. Evlerimizin arasının sadece 5 dakikalık mesafede olduğunu da söylersem birlikteliği anlayacaksınız. Hala, amca, enişte, arkadaşlarımız.. Bir şekilde kendini yavaş yavaş bulacaktı.. İşte biz o anda İstanbul'a taşındık.. Bir anda sadece 3 kişilik bir aile kalıverdik. Evet benim kuzenlerim, akrabalarım vardı ama biz Ataşehir'de onlar Ortaköy, Beylikdüzü...

Derken eşimi ikna ettim ve araştırmaya başladım. Ataşehir anaokulları bölgesinde Yeni Dünyalar Anaokulu beni etkiledi..Bu arada yaklaşık 10 tane okul gezdim. Buraya karar verdim. Kocaman ve yemyeşil bir bahçesi, orada şarkılar söyleyen bir ingilizce öğretmeni, şıpıdık terlikleri ve şortuyla kurucu Hakan Bey:) Her şey fazlaca ailevi ve sıcacıktı..

Arda Emel öğretmeni ile bilrikte oyun grubuna başladı. Sadece 2'si günde 2 saat haftada 2 gün alıştırma turlarına başladılar. İlk günler Arda hemen adapte oldu. Daha doğrusu biz öyle sandık:) Günler geçtikçe başka odada oturduğum için bile okulu birbirine kattı. Onun ağlamasından eminim ders bile yapamıyorlardı.. Ben çok kararlıydım. Bazı konularda oldukça soğukkanlı olduğum bi gerçek. Eğer sonunda oğlumun iyiliği için ya da ailemin, biliyorsam en ruhsuz insana dönüşebilirim o anda.. Ki o anda da bütün duygusal dürtülerimi bir kenara bıraktım ve Arda'nın karşısına kararlı bir anne olarak çıktım. 2,5 ay boyunca ofiste oturup Arda'nın bacaklarıma sümüklerini silmesini izledim.

Artık yeter dedim. Ben iş görüşmesine gidiyorum. Arda sizinle kalacak. Gerçekten de bi görüşmeye gittim. Ama elimde telefon her an ' yetişin durduramıyoruz' demelerini bekledim. Ama aramadılar. Arda ofise gitmiş ben yokum. ' Annem gideceğini söylemişti markete ' demiş ve yemek yemeye gitmiş!

Şimdi siz buradan Arda'nın şu anda okula alıştığını düşünüyor olabilirsiniz. Ki biz okula Kasım ayında başladık. Arda  hala okula giderken 'ama ben gitmicektim okula istemiyorum' diye ağlıyor. 5 dakika bile geçmeden okuldan bana mesajla fotoğraf geliyor. Arda bütün dişlerini sergilerken:)



                          (Evet kırmızı ceketli olan ve Derine sımsıkı sarılmış olan benim kurbikim Arda)

Düşünüyorum okulda mutsuz olsa, çıkışta almaya gittiğimde ' ama ben biraz daha oynicaktım. Niye geldin' demez.. Ya da gecenin bi yarısı okulun Koordinatörü Canan Hanım'a gidicem diye ağlamaz..
Ciddi şekilde soru işaretleri ve ne yapmam gerektiği sorusuyla Arda'yı okula götürmeye devam ediyorum.

Çarşamba gecesi çok ateşlendi ve perşembe günü okula gidemedi. Peki cuma sabah 9'da ne diye tutturdu dersiniz?

-Ben okula gidicem!
-Annecim saat daha 9 biz daha sonra gidicez.
-Ama arkadaşlarım bekliyor gitmem lazım.
-Tamam 2 saat sonra gidicez. Çok az kaldı.
-Gidicem (çığlıklar falan filan)

Ve biz erkenden okula gittik.. Arda hadi bay bay annecim, akşam beni almaya gel tamam mı diyerek bana el salladı. Ben şaşkınlıktan gidemedim bu seferde. Pazartesi günü bunun bir tesadüf mü olduğunu yoksa bi şeyleri aşmış mı olduğunu anlicam.

Size tek tavsiyem, eğer okula gerçekten güveniyorsanız -ki ben okuluna sonsuz güveniyorum- öğretmenlerin ve okul psikologlarının sözlerine kulak verin. Ben Arda ağladığında hiç ona eziyet ediyormuşum gibi bir hisse kapılmadım. Şu anda da onun gelişiminden ne kadar doğru bir karar verdiğimi anlıyorum. İnsanlarla olan ilişkisi inanılmaz değişti. Artık kendine o kadar güveniyor ki, hiç tanımadığı insanların doğum günü partisinde başrol oyuncusu olabiliyor. Oğlumla gurur duyuyorum tabii ki ama kendimi de tebrik etmeden duramiciğim yani:))

Sabır ve kararlılık! İhtiyacınız olan sadece bu!






5 Şubat 2014 Çarşamba

Bi şeyler yapma çılgınlığı..

Evet doğru okudunuz. Yemek konusunda bazı takıntılarım var. Bunun da sebebi tv izlediğimde sadece Home Tv ve Turkmax Gurme izliyor olmam. Onlar büyük bir sevinçle yemek, tatlı ve pasta yaptıkça bana da bir heves geliyor. Saat kaç olursa olsun, aslında o anda yapmam gereken bir başka iş dahi olsa ben ona odaklanıyorum ve bu terapiyi gerçekleştiriyorum. Şimdi sorsanız çok mu marifetlisin diye, aslında değilim:) Yaptığım denemelerin hepsi başarılı olmuyor. Görsel açıdan da lezzet açısından da. Çünkü felaket bir takıntım var: Yumurta ölçüsü. Onldar 4 yumurta yazıyor ben 1 koyuyorum. E tatlı ve pastalarda ölçünün çok önemli bir şey olduğunu düşünürsek.... :)






Evet gördüğünüz gibi çok iddialı şeyler değil. Tamamen acemiyim:) Ama hevesim var yani bu da bi şey. En güzeli de evimin yakınında hemen her türlü pasta malzemesi alabileceğim Duygu Pastacılık olduğunu öğrenmem. Sevgililer günü için artık keskin kenarlı pasta yapmayı deneyeceğim.

Şunu söylemeden de geçemeyeceğim. Şimdi ben çok hevesliyim dedim ama evimde sürekli 3 çeşit yemek menüsü hazırlayan biri değilim açıkçası. Ama bana gece saat 2'de eşim ' acıktım aşkım bana patates kızart'dese üşenmem. Kendi hakkımı da yemiyim dedim yazımı sonlandırıken:)

......Bol bol benim bloğumda yemek ve tatlı fotoğrafı görebilirsiniz artık. Aslında benim kadar Ardamın da kek çırparken, poğaça yaparken, şehriye kavururken resmini görürseniz şaşırmayın:)























2 Şubat 2014 Pazar

Blog mu? Ne yazıcam ki:)

Ve sonunda ben de blog yazmaya karar verdim. Aslında şöyle bir düşüncem vardı: Benim hayatım çok rutin, ne yazıcam ki insanların ilgisini çeksin? Sonra minik kurbikime (Ardama) hatıra kalmasını istedim.
Çevremdeki herkes blog yazıyor. Biri de görümcecim Başak. Aklıma sokan da o oldu aslına bakarsanız. Neden yazmıyorsun ki dedi.. Ben de bi bakiyim belki yapabilirim dedim.. Ve sonuç deneme yazısı bir.. Sevgiler:)))